16 Temmuz 2007 Pazartesi

Blog adresi degisimi!

Blog yazilarimi artik yeni adresimden okuyabilirsiniz.
www.pureabsinthe.com 'dayim.. Gorusmek uzere :)

14 Temmuz 2007 Cumartesi

Partinin Tadını Kaçırdık!


Mor ve Ötesi hayranlığımı bilmeyen yoktur aranızda (bilmeyenler varsada bu vesileyle öğrenmiş oldu :)).
Gece yarısı araştırma yaparken bu klibe rastladım. Hazır zaten siyasetle ilgili epey bir ilgili olduğumuz dönemde, birazdaha , bazılarımızın gözünü açabilecek niteliktedir umarım.
Bu arada MVÖ’nin herhangi bir parçasını istediğiniz gibi anlamakta serbest kıldığı bir tarzı var. Sözleriyle müzik altyapısını birbirinden ayırıp istediğiniz diyara gidebiliyorsunuz :).

mor ve ötesi'nin "piyasalar ve borsalar kötü etkilenmesin" diye cuma geceyarısı yayınladığı "muhtıra gibi e-klip".


Iyi seyirler..


11 Temmuz 2007 Çarşamba

Optimus Prime’a selam ederim!


Öncelikle mtv movie awards da danışıklı dövüş şeklinde yapılan göze batan transformers propagandası (preshowa arabalarının koyulması, show boyunca reklamının /trailer'ın dönmesi ve çıkmamış filme ödül vermeleri) yüzünden hakkında ön yargı oluşup gitmeme hissi yaratan bir filmdi bende transformers. Taa ki sinemalar’da trailer’ını izleyene kadar. Kardeşim zaten dünden razı “Gidelim gidelim” diyip duruyordu. Ben ise daha doğru düzgün hikayesini, robotların ne yiyip ne içtiğini bilmediğim halde “Eh tamam gidelim” dedim.
Şimdi yaşımız 20 cinsiyetimizde bayan olduğundan çocuklukta izlediğimiz çizgi filmden aklımda kalan tek şey bunların robotlar olduğu idi. öyle isimleri, nereden geldikleri gibi ayrıntların hepsi uçup gitmişti. (filmi beklerken millet optimus prime filan diyordu bende buyur? diyordum.) Buna rağmen eğlenip zevk aldığım bir film oldu. Şimdi erkek cinsiyeti dövüş müvüş kavga olsun action olsun diye söylenebilir ama bu filme giden bir bayan olaraktan hatta az önce belirttiğim gibi transformers'ın çetelesini unutmuş biri olaraktan filmde yer alan konu, anlatma, komedi unsuru, kız erkek ilişkileri vs beni çok mutlu etti. Görmeyenlere tavsiyem; “Süper ötesi bir film gidin izleyin valla!”

Ayrıca Absinthe bir konuya değinmeden geçebilir mi? Hayır geçemez! Bu yüzden;

- Esas oğlan megatrondan kaçıcam diye gökdelenin tepesinden düşerken optimus prime aşağıda adamımızı tutuyor ve kurtarıyor. Iyi tamam da adam ha yere çakılmış ha optimus prime'ın üstüne düşmüş. Ne farkeder. Optimus prime branda mı? bildiğin metal. Pert olursun. Neyse.
- Ayrıca Jazz’in filmde oynayan chiuaua’yı görünce “Fare istilasi, Destroy?!” demesi beni epey bir güldürdü.
- Bide Otobotların esas oğlanın evinin etrafında saklanmaya çalıştıkları sahne güzel olmuş. Tabi evin 4 tarafi pencere ile çevirili olupda kimsenin bu otobotları görmemesi tuhaf..

ama neyse şimdi mantık hatası, fiziksel kanunlara aykırılık vs gibi hata, açık, uygunsuzluk arayan bir çok kişi olacaktır, ben bunun bir çizgifilm uyarlaması olduğunu bilerek gittim ve mantık aramadım sizlere de aynısını tavsiye ederim. Çocukluk yıllarınızda çizgi film izleyip uçabileceğinizi düşündüğünüz günleri hatırlayın ve hiç bozmadan o şekilde gidin filme.

Çıkışında ise arabamızın direksiyonunu okşayaraktan " Seni seviyoruz transformer olduğunu bize gösterebilirsin" diyip bundan sonra tüm arabalara karşı olan saygınlığımı perçinlemiştir :) .

Iyi seyirler...

P.S.: Bu arada şurada seksenlerdeki ve günümüzdeki hallerinin karşılaştırmalı analizini görebilirsiniz!

28 Haziran 2007 Perşembe

Cep telefonunuz suya düşse ne yaparsınız?


Suya düşen elektronik cihazı yeniden çalıştırma alternatiflerine bir yenisi daha eklendi.
Cep telefonunuz suya ya da daha kötüsü tuvalete düşse ne yapardınız?

Telefonu sulu ortamdan çekip aldıktan sonra kot pantolonumuzla silmek, bataryasını çıkarıp içindeki suyu boşaltmak ya da evdeysek saç kurutma makinası ile kurulamak ilk akla gelen çözümlerdir.


Böyle bir olayla karşılaşan Washington Post yazarlarından Ernesto Londoño olayın çözümü için evlerimizde sıkça başvurduğumuz bir yöntemi kullanmış.

Özellikle nemli ortamlarda tuz gibi gıdaların nemini almak için kullandığımız pirinç, bu olayda kurtarıcı rolü oynamış. Tuvalete düşen BlackBerry cihazını çıkarıp yaklaşık yarım saat saç kurutma makinası ile kurutan yazar, daha sonra cihazı içi pirinç dolu kavanoza koyarak sabaha kadar burada tutmuş. Sabaha kadar bu şekilde tutulan telefon, sabah olduğunda yeniden çalışmaya başlamış.


Pirincin nemi çekme özelliğinden faydalanıp bu yöntemin, nem oranı az olan bir ortamda yapılması daha sağlıklı sonuç veriyor.
Kaynak: nethaber.com

27 Haziran 2007 Çarşamba

çalışamıyoruz!

Sınav dönemlerine istinaden.. çalışamıyoruz!

Beni öp, beni öp, beni öp


Bu haberi gecce.com’da gördüm ve akşam’a kadar haberlerde yayınlanır mı bilinmez? Hatta birçoğunuz biliyorsunuzdur. Pendikli Veysel Dağ isimli vatandaşımız, pepsi max alıp içmesine rağmen içme sırasında ya da sonrasında aysun kayacı tarafından öpülmediği gerekçesiyle pepsi 'ye dava açmış. 'Reklamdaki vaade inandım ürünü satın aldım. Ama hiçbir kadın reklamdaki gibi beni gelip öpmedi' demiş. Hatta Veysel Dağ, İstanbul Pendik Tüketici Sorunları Hakem Heyeti'ne yaptığı başvuru ile Pepsi Max isimli ürünün reklamındaki vaade inanarak, ürünü satın alıp içtiği halde herhangi bir kadının reklamda gösterildiği gibi gelip kendisini öpmediği, herhangi bir kadınla arasında birliktelik yaşanmadığını söylemiş. Dağ, reklamda vaat edilen hususun yerine gelmemesi nedeniyle 'ürünün ayıplı olduğunu' iddia etti ve ödediği 1,03 YTL'nin iadesini talep etmiş.
Yeter mi? Yetmez tabi dahasıda var!
Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Nazım Kaya; 'Yayınlanan reklam cinselliği istismar etmekte, öte yandan firma reklamda vaat ettiğini de yerine getirmemektedir' diye Dağ'a destek çıktı.
Peki Pepsi Max yetkilileri ne demiş; 'Pepsi Max ile , maksimum eğlence, dinamizm ve özgürlük vaat ediyor ve tüketiciyi Pepsi Max'ın 'benzersiz' etkisini keşfetmeye çağırıyoruz. Biz Pepsi Max'ın tanıtım çalışmaları kapsamında yayınladığımız reklam filmimizde, 'Pepsi Max'ın şekersiz maksimum tadını alan, Aysun Kayacı'yı öpmüş kadar olur!' duygusunu tüketicilerimize esprili bir hikâye ile ulaştırmak istedik.' Ama anlayan olmadı tabi..
Millet onu bunu bırakmış “Vay Aysun beni niye öpmedi” diye dava açıyor. Olacak iş değil!

Madem öyle o zaman yudum yağ kullandığımız zaman da neden uçmadık diye dava açalım. Hatta bi bahane daha uydurayim size; Coca Cola içiyoruz, neden Coca Cola tadında hayat yaşamıyoruz diye dava açalım!. Sonra’da “Ya sokağa çıksana dediler, çıktık hatta bikaç halay teptiydik bişi olmadı! Kaybolan günlerimi geri istiyorum! " diye hayıflanalım sonra.
Bide bir zamanlar Marc yüzey temizleyici vardı. Hiç öyle anlatıldığı gibi yerden birden güller çiçekler bitmiyordu?!

Sayın Cola Turka yetkilileri size sesleniyorum. Eğer rekabet istiyorsanız ödüllü pazar araştırmacısından size tavsiye; Sizde “Cola Turka için, Tayyip gelsin sizi öpsün!” lü bir reklam hazırlayın. Ne böyle davalar açılır, ne de başınız ağırır!

26 Haziran 2007 Salı

Bindirbir Gece..

Tamam itiraf ediyorum. Ilk 2 bölümünü zevkle izlemiştim. Hatta anneme “Anne binbir gece diye yeni bi dizi başlamiş, gördün mü? Çok güzel bi dizi ya şimdi kadının çocuğu hasta fakat tedavisi için paraya ihtiyaci var ve zengin kayınpederi yardım etmiyor.” demiştim. O zamanlar daha sadece bu olaydan muzdarip’di çünkü dizi. Gel zaman git zaman bikaç akıl almaz olaylar yaşandı dizide ve sustum. Taa ki bu güne kadar. Tabiki aranızda Binbir gece’yi hala izleyenler vardır. Ben tek tük bölümlerine rastlayabiliyorum anca.
Artık içimde tutamayıp kendime “Nası yaa?” dedigim olayları anlatacağım.
Yanlız şunu merak ediyorum. Sürekli diyaloglar nedense şu şekilde ilerliyor:

Onur - seni seviyorum şehrazat. evlen benimle.
Şehrazat - bunu kabul edemem onur bey. Ha unutmuşum siz patronsunuz hep sizin dediğiniz olacak öyle mi ?
Kerem - kaan ne kadar tatlısın gel oyun oynayalım
Bennu - Şehrazat ne kadar başarılı güzel ve aşmışsın..
Mihriban - kaan çok yahşısen Şehrazat sen de meleksin bacım

Öbür evde;
Füsun - aa iyi be, beyfendi metresinin evinden telefon ediyor siz de izin veriyorsunuz.
Nadide hanım - aa Füsun o kızların babası onun da hakkı.
Burhan bey - Sen de bizim kızımız sayılırsın gelin hanım.
Gani - para pls

Diğer evde;
Cansel - hadi ara çocuklarını ali kemal..
Ali kemal - ah canım benim.. ah bitanem..

Tamam peki bunlara ne demeli?

1 Hilton'da düğün yapılıyor fakat kimse düğünü iplemiyor? Herkes işi gücü bırakmış, odalara çekilmiş televizyon seyrediyor. Hadi o birşey değil milletin vakti bol, mezhebi geniş diyelim, biriniz de başka kanalı açın. Bir de Onur patron olacak. Insan haber dinler, borsa bakar. Ne magazin sevdalısı ne yüzeysel holding insanları bunlar anlamadım.

2 Onur bey at’la geziye çıkmıştır ve 21036 yerinden vurulmuştur. Ben “Bidahaki bölümde eğer hayata dönerse kesin robocop olarak geri gelicek” demiştim. Fakat diğer bölümde bakarız ki kalbinin bilmem ne yerinden sıyırıp geçmiştir kurşun. Hay Allah bak sen şu Allahın işine.
Bu arada söylemeden edemiyeceğim; çarşafın üstünden kardiyoversiyon yaparsanız çarşaflar yanar anacım.

3 Kerem bey’in kardeşi esrarengiz bir şekilde ortalıktan kaybolmuştur. Kerem “Tamam anne yarın Mrs. Brown (?!)’ı ararım” demiştir. Yahu onca ingilizce soyadindan bula bula bunu mu buldunuz? Boşuna arama Keremciğim, they went to the seaside canım. (Bidahaki bölümlerde “Onur, this is a pencil you know?” demesini bekliyoruz)

4 Bin yapı holding’in bilmem kaçıncı kuruluş yılı kutlanıyordur. Madem o kadar çok büyük bir holding’siniz, bula bula şirketin içindeki orta kat’ı mi buldunuz? Insan şöyle şık bi mekan ayarlar, personel’ini orda ağarlar. Hiç yakıştı mı şimdi Onur Bey?

5 Melek karakterinin hazırladığı basit bir power point sunumu nedeniyle aldığı övgülerden sonra "Yahu Allahın günü sunumun kralını hazırlıyoruz bi teşekkür eden olmuyor. Nerde kaldı tebrik, nerde kaldı kutlama" diyerek hayıflanıyorum. Yapmayın, etmeyin.

Şimdi.. Önümüzdeki yayın sezonunda neler olur?
keremin şehrazattan hoşlandığı ortaya çıkar. bennu yırtar kendini daha ağlar da ağlar, içer de içer.. şehrazat gene evlenmekten vazgeçer ama neden bilinmez.. zeynep düğünü basmış olabilir mesela..
Ne bilim bu tür şeyler olsun. Bir sezonu daha doldururuz : )

Iyi seyirler...

23 Haziran 2007 Cumartesi

BOĞAZİÇİ KÖPRÜNÜN İNŞAAT AŞAMALARI VE AÇILIŞI

Avrupayı Asyaya bağlayan 1. Boğaziçi Köprüsü’nün temeli Beylerbeyi ayakları şantiyesinde; 20 Şubat 1970’de törenle atıldı. Kabataş ve Kadıköy’den kalkan 2 adet şehirhatları vapuru, davetlileri taşıyarak tören alanına getirdi. 21 pare top atışıyla çalışmalar başladı...

Devamı için buyrun....

http://blog.haberturk.com/emrecan001/yaziD.asp?yID=26458&kID=51

17 Haziran 2007 Pazar

Mango Indirim Günleri vJune07

Hobareeey ve beklenen Mango indirim günleri başladıı!
Istanbul’da daha önce başlamıştır eminim. Ve eğer kız arkadaşınız varsa Mango indirim gününün başladığına dair en ufak bir şüpheniz dahi yoktur :).
Indirim günü başlamadan bir aksam evvel hazırlıklara başlanıldı zaten. Şirket tarafından verilen bir akşam yemeği ile tüm kadro mağazada toplandı. Mağazada yankılanan muzik eşliğinde teker teker indirim’de olan tüm ürünler depo’dan mağaza’ya yerleştirildi. Ve akşam saat 22.00’e kadar süren çalışma sona erdi.

Mango indirim günlerinde- çoğunlukla part-time öğrenci çalıştığı için- part-time’cılar daha çok efor sarfeder. Misal olarak beni örnek alalım (evet alalım);

-Çarşamba günü 14.00’e kadar okula gidilir. Okul bitişinde hemen mağaza’ya gidilip yavaş yavaş ön hazırlıklara başlanılır. Ve gece 22.00’a kadar çalışılır
- Perşembe günü sabah 06.15’de kalkılır. Okula gidilir ve saat 14.00’e kadar okulda olup, ders bittiğinde derhal mağazaya gidilip 19.00’a kadar çalışılır.
-Cuma günü sabah saat 06.15’de tekrar kalkılır, saat 11.00’e kadar ders vardır ve bittiğinde hemen mağaza’ya gidilip 19.00’a kadar çalışılır. Eve gelindiğinde bitik ve kendini kötü hissedip boğaz’da hafif bir yanma hissi duyulur, fazla önemsenilmez.
- Cumartesi günü saat 12.00’de başlanılır ise. Fakat boğaz yanması inanilmaz berbat bi hal almıştır. Kişi konuşamaz hale gelir ve Mağaza müdür’ü tarafından eve gönderilir. Aslında 18.30’a kadar çalışması gereken biri saat 15.30’da evinin yolunu tutar.
- Pazar günü kişi inanılmaz derecede hastadır. Önceki gece doğa çay’ları, C vitamin’leriyle boğuşup aslinda 11.30-17.30 arası calışacak biri şu an bu blog’u yazıp pek bir kısa süre içerisinde Salı günü olan sınavına çalışmaya başlayacaktır.

bide bunlara ek olarak Cuma günü 3 rapor teslim etmesi gerekip ve önündeki 2 hafta boyunca finalleri olacak birisi hakkında bahsediyorsak “vah vah gitti genç yaşındaki güzel günleri” denir :). Bu da bir tecrübedir, kişi kendisiyle gurur duyuyordur :).

Ayrica tabiiki birkaç madde daha vardır bu “indirim günleri’ne” özel seçilmiş olanından, buyrun;

1- Mağaza içerisinde kiyafetleri aldığınız yere geri bırakın. Eğer aldığınız yeri bulamıyorsanız (ki bu doğaldir) herhangi bir calışana verin. Yoksa biz sizin gelişi güzel yeni bir duo yaratmanıza pek hayran kalamıyoruz

2- Eger mağazadaki calışan’lardan biri misal t-shirt’leri katlayıp güzelce koymuşsa, arkasın döner dönmez hücum edip tekrar başlamasına sebep olmayın.

3- Eğer ki kendi bedeninizi bulamiyorsanız tüm tezgahı dağıtmayın. Sadece yaka kısmına bakmanız yeterli. Bilginize.

4- Ve tekrar söylüyorum... Kiyafetleri karman çorman bir halde getirip kasanın üstüne atmayın kardeşim! Aaa kaç defa diyeceğim daha. Bununda bir adabı vardır değil mi? Düzgün bir şekilde koyun şunu!

5- Indirim günleri’nde ‘hediye paketi’ sormayın. Deli miyiz biz bide paket servisiyle ugraşıcağız? Ayrica o istediğiniz paketler zaten ön hazırlıklarda depo’ya kaldırılıyor. Israr etmeyin fazla yoksa sizi hediye paketleriyle birlikte depo’ya kilitleriz!

6- Satis işlemi tamamlandığında somurtuk surat ifadesiyle karşımıza dikilip sonrada ters ters bakmayın. Giderken bir “Kolay gelsin”, “Hayırlı işler”, “Allah sabır versin” lafı inanın yüzümüzü fazlasıyla gülümsetir. Gülümsememiz sizin elinizde unutmayın..

7- Tekrar söylüyorum... En ufak bir sorun’da “Mağaza müdür’üyle görüşmek istiyorum” demeyin. Inanın bize mağaza müdür’ünün sizin ‘fiyat kartı koparılmış ürün’ünüzü eleştirmekten’, ‘günü geçmiş değistirme işleminden’ uğraşmaktan çok çok çok daha önemli işleri vardır. Bu tür işlere biz bakıyoruz ve ne kadar ısrar etseniz dahi yinede biz bakacağız :)

8- Indirim günler’inde ‘extra customer service’ olaylarımız biraz rafa kaldırılır. Bu yüzden mağaza’ya telefon açıp “Geçen hafta şöyle bir etek görmüştüm hatta referans numarası var elimde, hala mağazanızda var mı acaba?” diye sormayın. Depo’nun halini görseniz yüreğinize iner!

9- Gelip’de bize- normal’de kasa’nın orda bulunan- şekerlerin ‘nerde?’ olduğunu sormayın. Size şeker yetiştircek olursak batarız. Şeker’le mi doğdunuz? Sale bitene kadar bekleyin biraz.

Şimdilik bu kadar. Gördüğünüz üzere gayet rahat ve basit uygulanacak maddeler bunlar. Ama çoğumuz bunu görmezden geliyoruz işte. Olsun, hatırlatmakta yarar var diyip size yardımcı olduk:). Benim durum’um nasıl mı? Pazartesi olup doktor’a gitmeyi iple çekiyorum...

16 Haziran 2007 Cumartesi

Marilyn’in istek listesi

Bilindiği üzere 2 temmuz’da Solar Beach’de düzenlenen Radar Live Festivali’ne Marilyn Manson katılacak. Fakat daha Marilyn gelmeden kendi istek listesi Istanbul’a geliverdi. Istek listesi şöyle:

- Astım hastası olduğu için sürekli yanında taşıyabileceği 2 oksijen tüpü temin edilecek.
(eh tamam anladık burayı)
- Kalacağı otelin bir katının kendisi ve ekibi için ayrılacak.
(kalabalik ekip geliyor tabi, doğrudur..)
- Limuzinle karşınlanmak istemiyor. Bunun yerine 8 tane çok yeni araçtan oluşan konvoy olacak.
(O değilde, ‘Tainted Love’ daki limuzini tekrar görmek istiyoruz biz :) )
- Ekibe tahsis edilecek otomobiller ya Ford Excursion ya da Chevy Suburban olacak.
(Aşağısı kurtarmıyor mu?)
- Konvoydaki araçların tamanın camları siyah olacak.
(Yaşasın gothic rules)
- Makyajının bozulmaması için kulis özel olarak soğutulacak
(E yani, biz bayan olarak biliriz bu durumu.. Aferin!)

Aslinda listeye bakınca o kadarda ahım şahım bir liste cikmiyor ortaya. Ben ne listeler okudum ki özel şampanyalar, “suyum Evian marka olacak”, “odamda her daim taze meyve sebze bulunacak”, “kuvetimde X marka sıvı sabunla yıkanıp swarovski kristalleri arasında ayılıp bayılayım” istekleri vardı.

Eger ki ben sanatçi olsaydım (tamam ya olsaydık dedik zaten) banyo, tuvalet ve oda her daim temiz tutulsun. Kil, tüy, toz olayına gelemem zaten. Buna ek olarak her zaman temiz havlu bulunsun yeterli.
Sanırım bu tur ön hazirliklarda biraz olsun ‘pazarlama’ taktigi’de uygulanıyordur belkide. “Sonsuz hizmet verip istedigi herşeyi yapalim ki bidaha gelsin bidaha bidaha bidaha..” Tabi olayı gülünç duruma düşürüp berbat edenlerde var. Bakın bikaç sene evvel Naomi Campbell’ın buraya gelişine. Kizcagız daha uçaktan iner inmez geri döndü :)...

Bu arada Marilyn’cigim geldiginde bi gothic party düzenleyelim mümkünse. Underground gothic takılan o kadar çok insan var ki, gorsen şaşırırsın.. bilgine.

1 Haziran 2007 Cuma

Absinthe 22% :)

Iyiki dogdum!! Gordun mu 22 oldum!! : )

Soyle bi bakiyorum’da… 22 olmusum yahu ben. Oysa daha hayatin yarisina dahi gelememisim. Bana kalsa coktan 30 u birazcik asmisim gibi bir his var icimde : )
Buyukler derdide inanmazdim. Hayat cidden cok cabuk geciyormus. Daha dun ben mesela 17’ci yasimi kutladigimi hatirliyorum. Ve su an 22 oldum.
Tamam bunu okuyanlar “Kizim abartma alt ustu bi 22 yasina girmisin. Ben anasini satayim 25, 30, 35 yasina geldim (evet bu yaslarda arkadaslarim var benim) ben napayim peki?” diyebilir. Ama ne bileyim ben acikcasi bu kadar yasiyacagimi bilmiyordum : )

Ayrica birsey daha eklemem lazim. Bugune kadar cok dogum gunu kutladim ama hickimseden bu kadar teker teker“Dogum gunun kutlu olsun” mesajini almamisimdir : ) Beni dusunen, herhangi bi sekilde dogum gunum oldugunu haberini alan, tum sagir sultan ve suleyman’lara tesekkur edip hepsini teker teker kucaklayip opup hatta bagirima basiyorum : ) Iyiki varsiniz bitaneciklerim beniiim! : )

Bu arada “Ilk benim degil mi kutlayan?!” “Kacinciyim kacinci?” lar icin asagida bir liste bulunacaktir.. Listeye aldanmayin. Hepiniz benim icin 1 numarasiniz zaten!


1- 19.12 – Ferhat G. -Bana dogumgunu hediyesi almis birde : ) Tamam yazin gelince acarim ben. Bayatlarsa karismam!
2- 23.20 - Umut Ergun -Dogum gunu kutlamasi icin akla karayi secti :) . Ilkonce 31 mayis saat 19.00’de “Iyiki dogdun Abisnth!” diye telefon acti. “Yahu daha dogmadim annem sancilaniyor daha” dedim. “Hay Allah tamam ariyacagim” dedi ve saat 23.20’de aradi..
3- 00.00 - Murat F.- Bir insan bu kadar dakik olamaz! Insan tam 00.00’i nasil tutturur yahu. Bu yuzden bu kadar ozel ya ;) Ayni gun dogumluyuz Murti’mle belki ondandir :) mujx
4- 00.24 – Cagri - Biricik Cagri’cigim final yuzunden kitaplara gomulu kaldigi icin “ya kusura bakma tam 00.00’yi bekliyordum ama kitaba gomulmustum ya :(" dedi. Merak etme Cagri’cigim seni cok seviyorum ben.
5- 00.17 – Fatih - Dogumunu’nu unutmamistim ben aslinda ya : ( sadece yanlis hatirliyormusum! Soz 8 Haziran’da tam saat 00.00’yi bekleyecegim :)
6- 01. 02 – Gulbeste- Oda arkadasi dahi kutladi :) Ama sanirim bu benim MSN’deki Tag’imda yazandan dolayi kaynaklandi ! :), a lmanca’da bir sorun cikarsa kimi ariyacagini biliyorsun ona gore.
7- 01. 43 – Muddy- Muddy’im beniim! Ozel emoticonlardan olusan (benim resimlerimle!) bir dogumgunu tebrigi ayarlamis biricik arkadasim. Mp3 listem onun sayesinde senleniyor! Database gibi cocuk masallah :)
8- 02. 17- Bora S. - Izmir’deki biricik arkadasim’dan epey uzaktayiz ama bir gorseniz sanki kapi komsusuyuz :) Alkol’u fazla kacirma boracim, biraz daha sabret bitiyor finaller.
9- 04.39 – Huseyin A. - O saatte napiyordu bilmiyorum fakat buyuk bir surpriz oldugu kesin :) Cok tesekkur ederim Huseyin’cigim
10- 09.30 – Teyzeeem! -Su an Istanbul’da asil parti haftaya Cumartesi!
11- 09.45- Remy, Steef, Paul- Evet uc’u de ayni anda kutladi.. Malumunuz ayni sinifta ve sirada olunca boooylece 3u bir arada oluyor. (ne dedim ben ya)
12- 10.38 – Gunay -Yeri geldiginde espiri bombardimani olabiliyor, yeri geldiginde ise agir abi. O kadar tatli bir insandir ki kendisi, bu yaz gelince kesin gorusuyoruz ona gore! :)
13- 10.39- Reinder- Birlikte calistigim eski is arkadasim. Bazen bogasim geliyor ama idare ediyoruz iste : ) Her gordugunde surekli bana kirmizi sarap depolamak’la mesgul!
14- 10.39 – Angela- Eski is arkadasim : ) birlikte cok guldugumuz icin surekli milletin garip bakislarina maruz kaliyorduk, ozledim o gunleri be.
15- 10.47- Gokhan A.- Biricik Zigiiiiiii!!! O boynundaki kolyeden bende istiyorum! Ayrica FB BJK tartismasinin hala sonuna gelmedik. Rovansi ben Istanbul’a gelince unutma! ; )
16- 10.52 – Eda Akin- Biricik ablam beniim! :p Soz yazin geldigimdede bir parti yapicagim Istanbulda.

Hepinize cok cok tesekkur ediyorum, hepinizi seviyoruuum, hemde cok! : )

(Yazi 1.ci elden cikmistir, yogunluk nedeniyle editlenmis bolumu 12 saat icinde gelecektir)

18 Mayıs 2007 Cuma

ILK BAKIŞ BEYNİMİZİN KARAR MEKANİZMASINI NASIL ETKİLiYOR?

Nöroloji uzmanları, bir kez 'not'unu verdikten sonra çok inatçı olabilen beynimizin işleyiş sistemini aydınlatmaya çalışıyor.
Herhangi bir mekana girdiğinizi düşünün. Bir tren kompartımanı, restoran ya da doktorunuzun bekleme salonu olabilir. Girer girmez, göz ucuyla içerideki insanları süzersiniz değil mi? Hiçbirini tanımadığınız halde, saniyeler içinde herbiri için zihninizde bir izlenim oluşur. Köşedeki adam naziktir, kadın titiz, delikanlı ise sinirli. Fakat sadece cinsiyet, ten rengi, boy, ağırlık, yaş gibi fiziksel niteliklerini görebildiğiniz halde, hangisini sevebileceğinizi ve hangisinden uzak durmanız gerektiğini anlar gibi olursunuz.Psikolojik araştırmalar, tanışmalarda ilk 5 ile 7 saniyenin belirleyici olduğunu gösteriyor (hatta bazen sadece 3 saniye bile yeterli!). Sonraki 5 (ya da 3) saniyede bu izlenimi değiştirme şansınız yüzde 50. Yani topu topu 15 saniyede, karşımızdakinin dost mu, düşman mı olduğuna karar veriyoruz.
İnsan beyninin bu denli hızlı çıkarımlarda bulunması, şaşırtıcı olduğu kadar yanıltıcıdır da.

Beynimizin ilk bakışta yetersiz ve eksik bilgilerle oluşturduğu izlenim, birisi hakkındaki fikrimizi, bir daha değişmeyecek şekilde belirleyebilir. İlerleyen süreçte karşımızdaki kişinin sözleri ya da davranışları, tam aksi yönde olsa da. Bu tarz sosyal öngörülerde bulunurken elimizdeki en önemli veri kaynağı ise, yaşamımız boyunca edindiğimiz deneyimler ve düşünce kalıplarından başka birşey değil.Sosyal algımızı kapatmanın bir yolu yoktur; o her zaman aktiftir. Kime aşık olacağımızdan tutun, sigortamızı kime yaptıracağımıza kadar her konuda kararlarımızı o belirler. Bu karar, genellikle ilk izlenimle verilir. Peki neden kimi insanlara ilk anda kanımız kaynarken, kimilerine güvenmekte zorlanırız? Kimden hoşlanacağımıza karar verme sürecimiz, düşünüldüğü kadar açık değil.
Yaklaşık Yirmi yıl önce, Boston Massachusetts Üniversitesi'nden psikolog S. Michael Kalick'in yaptığı bir deney, genellikle kendimizinkine benzeyen yüzleri, giyimleri ve vücut tiplerini beğendiğimizi ortaya çıkardı. Öte yandan, güzelliğin de bizi etkilediği anlaşılıyor. Özellikle karşı cinsi değerlendirirken, pürüzsüz bir cilt, bakımlı dişler, canlı saçlar ve orantılı bir fizik, karışımızdakine ısınmamızı kolaylaştırıyor.İşin ilginç tarafı, düşünme fırsatı bulduğunda beynimizin fazla mükemmel olanlar karşısında bir güvensizlik, hatta kıskançlık ve aşağılık kompleksi duyması. Örneğin bazı adli vakalarda, kötü niyetlerini gerçekleştirmek için güzelliğini kullananlara, daha ağır cezalar verildiği biliniyor.

YÜZÜ ÇEKİCİ KILAN NEDİR?
Güzellik görecelidir. Ama yine de psikoloji alanında yapılan çalışmalar, insanların ilk kez gördükleri yüzlerde beğendikleri belli başlı özellikleri belirlemiş durumda. Bir yüzü 'çekici' kılan bir çok etken var.
Fazla asimetrik yüzler genellikle rahatsız edici bulunuyor; fazla simetrik yüzler de sıkıcı izlenimi veriyor. Yüzü çekici kılan ise, hatlardaki küçük sapmalar. Genelde kulaklar ile göz, burun ve dudaklar arasında belli bir mesafe bulunması, çıkık elmacık kemikleri ve küçük burun, çekici bulunan özellikler.
Erkeklerde belirgin çene beğenilirken, iri gözlerle dolgun dudakların da kadınları daha güzel kıldığı düşünülüyor.Erkeklere göre çocuksu hatlara sahip, yani küçük burunlu ve çıkık alınlı kadınlar daha güzel. 'Bebek yüz” hipotezi'nin sınanması için yapılan deneylerin çoğundaki gönüllüler beyaz ırktan olsa da, araştırmacılar bazı genellemelere ulaşmış durumda. Onlara göre bebek yüz, erkeklerde koruma içgüdüsünü kabartıyor veya daha genç bir kadının daha doğurgan olacağı mesajını, bilinçaltına yolluyor.
Öte yandan, cinsler arasında da beğeniler değişkenlik gösteriyor. Örneğin erkekler, çıkık elmacık kemikleri ve dolgun dudaklara sahip kadınlara cinsel çekim duyuyorlar. Ancak, bu özelliklerin kadınları nasıl etkilediği bilinmiyor.

İLK İZLENİM ZOR DEĞİŞİYOR
Londra üniversitesi Nöroloji Enstitüsü'nden Tania Singer ve Joel S. Winston'ın yaptığı bir deneysırasında, deneklere çeşitli insan portreleri gösterilmiş ve kimi yüzlerin, anında beynimizin duygu merkezi olan 'amigdal' bölümünü alarma geçirdiği ve 'Bu kişi güvenilir değil' sinyali verdiği belirlenmiş. Daha sonra deneklere, bu kişinin bir takım iyi nitelikleri anlatılmaya çalışsa dahi, çok az deney ilk izleniminin değiştiğini ifade etmiş.Gözdeki optik sinirlerden iletilen görsel sinyaller, beynin iki ayrı bölgesine aktarılıyor: önbeyin ve amigdal. Her iki bölge de gördüklerimizi değerlendiriyor, ancak farklı yollardan.
Amigdal, saliselerle ölçülebilen bir zaman dilimi içinde, karşımızdaki kişinin dost mu, düşman mı olduğuna karar veriyor. Önbeyin ancak bundan sonra devreye giriyor ve amigdalin verdiği kararın etkisi altında, bu kez bilinçli olarak görsel verileri değerlendiriyor.Amigdalin beyinde bir tür tehlike çanı görevi üstlenerek, bizi potansiyel tehlikelere karşı uyardığı, kaçmak ya da savaşmak için tetiklediği de biliniyor.

KADINLARIN SEZGİLERİ DAHA GÜÇLÜ
Amigdal ne kadar aktif olursa, duygu yoğunluğumuz o kadar artıyor ve mantık yürütme kapasitemiz azalıyor. O zaman kararlarımız, akılcı değerlendirmelerden çok, sezgisel yaklaşımların ürünü haline geliyor.Kadınların, başkalarının karakterini erkeklerden daha iyi tahlil edebildiği ve empati yeteneklerinin daha güçlü olduğu biliniyor. Kadınlar, içgüdüleriyle karar almaya ve olasılıkla amigdalin yönlendirdiği ani tepkiler göstermeye daha yatkınlar. Ayrıca, beyindeki dil merkezlerin erkeklerden daha çok başvurdukları için, kendilerini daha iyi ifade ediyorlar ve başka insanlarla daha kısa sürede duygusal yakınlaşmalar kurabiliyorlar.Pek çok nöroloji uzmanlarına göre, 'sosyal algı bölgeleri' beynin sol tarafında yer alıyor ve diğer insanları tanımamızı sağlıyor. Beynin sol yarımküresinin fetüslerde, kız bebeklerde ve küçük kızlarda daha hızlı geliştiğini ve bu durumun, yaşam boyunca dil ve sosyal zeka bakımından üstünlük sağladığı belirtiliyor.Kadınların, başkalarının 'sevilebilir' olup olmadığına karar verirken, koku alma yetilerinden de daha fazla yararlandığı anlaşılıyor.

29 Mart 2007 Perşembe

Tarihi bir gün! Yemek yaptım!

Başlığı görünce hemen “nasıl ya?! sen hiç mi yemek yapmadın?!” demeyin sakın! Makarna, spaghetti, abur cubur hazırlayabiliyorum tabi ki, onlar standart şeyler. Annemin telefondaki asistliği ile (sadece 1 kere telefon açmıştım o da tavuklarla ilgiliydi valla) sonunda başardım!
Bugün ilk kez elle tutulur gözle görülür yemek yaptım, hemde tek başıma! :) (tamam tamam kardeşimin asistanliği ile, kızgın yağ’dan korktuğum için). Yemek’de ne mi vardı? Kızartılmış tavuk göğüsü, haşlanmış ufak patatesler, ekşili lahana ve haşlanmış sebze! :) Tecrübelilere kolay gelebilir ama kendim adına bir ‘ilk’i gerçekleştirdiğim için ben süper mutluyum. Eee gelsin artık yemek tarifleri :)

24 Ocak 2007 Çarşamba

Teşekkür

Ocak 2007 Tatilim boyunca


Garanti Bankası’ndaki görevli’ye
; Banka matik’in yuttuğu kartımı en kısa sürede bana teslim edebilmek için Hollanda’daki bankamla tüm takım çalışmalarını seferber ettiği için..

Sevda’ya; Gece yarılarına kadar süren konuşmalarımız ve beni dinlediği için..


Ozan’a; Leman’da oturup “Ne yani şimdi sen bana Absinthe getirmedin mi?!” ve türevi ter döktüren laflar ettikten sonra “Bu kız çok sevimli yaa, alıcaksın eve iki tane besliyeceksin” dediği için..
#Evet benim Spike'larım var ve sadece evde takıyorum :p #

Murat’a; Gece yarısı laptop’da çalışırken Cenk’i bulamadığımda gönderdiği “ilaçlarım” (mp3) için
#Murat, benim kastettiğim Mandalay- Beautiful idi. Gabriel – Lamb değil :) #

Z.Gökhan Asar’a: Me Gusta’daki super keyifli ve bol kahkahalı akşam yemeği için..

Selin K’a; Şarap eşliğinde seyredilecek olan dizi davetiyesi, söylediği güzel sözler, feedback’ler ve beni yanlız bırakmadığı için..
#Güzel arkadaş, anladık biz onuu ;)#

Mert K’a; “Yaparsın sen, Aslansın sen!” diye motivasyonumu yüksek tuttuğu için.. : )

Zennure G’ya; BUEPT sınav’ı hakkında verdiği inanılmaz ipuçları, stratejiler, moral ve desteği için..
#söz, bidahaki gelişimde hisar’da kesin kahvaltı yapıyoruz!#

Hatice G’a; Her zaman tarafsız yargısı, gerektiğinde bana kızması, verdiği öğütler ve hırs için ..

Milyonlarca teşekkür ediyorum, iyiki varsınız..


Absinthe/ Ocak 2007