20 Kasım 2006 Pazartesi

Yoğunluk..

Ben birşeye üzüldügümde beynim çok iyi çalışıyormuş. Bugün bunu anladım. Peki ‘nerden çıktı bu?” diyeceksiniz. Bilmem. Aklıma geldi yazayım dedim. Yaklaşık 2 senedir seçmeli ders olarak Psikoloji okuyorum fakat henüz bu bölüme gelemedik; duyguların beyin’e yaptığı etki. Belkide araştırmaya değer bir konu, ya da araştırılmıştır fakat benim haberim yoktur. Kendi anadal’ımla ilgili zaten yeterince yoğun olduğum için, henüz boş bir vakit bulup sevdiğim konuların araştırmasını yapamadım. Aslında kendim istedim bu kadar yoğun olmayı, kendim kaşındım :). Zamanında çevremdeki insanlara özenirdim “ay çok yoğunum şu günlerde, nefes almaya vaktim dahi yok”, “Ya bilmiyorum, bakarım vaktim olursa gelirim” dediklerinde. “N’olurdu benimde bu kadar yoğun bir hayatım olsaydı, herşey o kadar planlı programlı ki” diyordum. Demez olaydım! Ağzıma zehir gibi kırmızı biberleri süreydim ki bu kadar yoğun olmayaydım. Ve zaman şimdiki zaman artık ben bu cümleleri kurar oldum çevremdeki insanlara.
Bazen kendimi soyutlamak istiyorum. Hatta evdekilere “Bu hafta sınavlarım var, tezlerim var, sakın bulaşmayın. Odamın kapısını dahi açmayın. Çalışacağım” diyorum. Sanırım yukardan birileri “Yoğun olmak mı istiyorsun kızım? Peki, sana yoğunlukların en ulu en yücesini veriyorum” dedi sanırım. Daha bu yaşta, bu dönemde böyleyse ilerde nasıl olur Allah bilir.

Ama tamam. Yeter artık. Istemiyorum, göreceğimi gördüm ben. Ben eski planlı programlı günlerime geri dönmek istiyorum.

Saat tam 23.00’de banyomu yapmış kitap okumak istiyorum. Akşam saat en geç 24.00’de yattığımda tüm ödev, rapor, tez, sunumların bitmiş olmasını istiyorum. Sabah kalktığımda akşamdan hazırladıgım ütülü, düzgün kiyafetlerimi giyebilmeyi istiyorum. Sınav dönemlerimde en az 1 ay önceden hazırlanmıs olup, hazırlıklı bi şekilde sınav’a girebilmek istiyorum. Sınav’dan 1 gün önce sadece başlıklara göz gezdirmek istiyorum.

Oysa şimdi öyle mi?

Saat 07.00’de telefonum çalsın. “Offf hayır yaa..” diyip saat 7.45’e kadar yatakta yatayım. Sonra kahvaltı, giyinip, kuşanmayı akııl’a getirdiğimde “Ciyaaaaaaaaak!!!” diyip hemen fırlayım yataktan. Daha kitaplar bile hazır değil kaldı ki kiyafetler hazır olsun. Hemen yüz yıkanır. Hemen mutfağa çıkılır (ev dubleks olduğu için sabah sporuda merdivenlerde yapılmış olur). Annemin ‘günaydın’ dan önceki söylediği “Kızım geç kalıyorsun ama” laf’ına “Ay anne tamam” denir. Hemen 1 dilim ekmek, 1 portakal suyu boca edilir. Annenin “Kızım sabah sabah soğuk şeyler içme, çay koysaydım” teklifi reddedilir. Tanrım saat 7.55?!?! Hemen asağı inilip dolaptan fiks giyilen kot kapılıp giyilir. Sonra üstüne ne giyersen giy yakışır zaten :) Allah razı olsun şu kot’u icat edenden! Saçın yapılması, ölü gibi bi suratla çıkılmaması için (biraz beyaz’çm da) hafif makyaj yapılır. Zaten makyajdan bişi anlaşılmaz çünkü uyuyorsunuzdur. Saate bakılır göz ucuyla; 8.15?!?!? “Aman be” diyip ayakkabıları giyip en azından önemli derslerin kitapları alınıp “Hadi anne çıktım” diyip can havliyle tramvay durağına yürünür. Kader sizi çok sevmesine rağmen tabelada yazar: “15 minutes” Süper! 15 dakika beklersiniz orda. Akşam eve geldiğinizde sefil bi şekilde uykunuz gelmiş olur. “Anne n’olur yemeğe kadar yatayım, kaldır beni sonra” denir. Yemek olunca kalkılır, ama yemekten bişi anlaşılmaz.. Uyku mahmurluğu vardır cünkü. Sonra biraz TV izledikten sonra derse oturulur. Saat 21.00 civarıdır. Eğer pek fazla bişi gerektirmiyorsa en geç 01.00 gibi dersiniz biter sizde huzur içinde yatağınıza kavuşursunuz. Yok eğer öğretmeniniz çok fazla fantezi yapmış ise saat 03.00’e kadar kalmanız mümkündür.

Böyle sürüp gider. Fakat en kısa zamanda buna bir değişiklik gelecek! Artık ‘Time management’ diye birşeyi tekrardan hayatımda devreye sokacağım. Gerçi pek öyle kurallara, maddelere bağlı bir insan değilim. Olamadımda bu zamana kadar, bu zamandan sonrada zor değişir herhalde. En son Robin Sharma’nın “Sen Ölünce Kim Ağlar?” adlı kitabı okudum (hala okuyorum, son bikaç bölüm kaldı) Orda kişinin bir alışkanlığının değiştirmesi için en az 30 gün gerektiğini söylüyor. Eh deneyelim bakalım.
Ama her zamanda olmuyor kardeşim!
Yani ögretmen bana şimdi eşşek kadar ödev verdiyse ben ne kadar ‘Time Management’ uygularsam uygulayım bi türlü bitmez ki. Sonuçta benimde gündelik hayatımda halletmem gereken işler var, özel hayatım var. Bak sinirlendim yine görüyor musun. Zaten arkadaşlarımla görüşemiyorum. “Ya Absinthe bir ara vaktini ayırda görüşelim” dedikleri var yahu. Ben bikaç arkadaş bilirim mesela 3 senedir görüşemediğim, görüşemediğim sırada evlenenler dahi var! Ne yoğunlukmuş bu. Ama söz veriyorum değiştireceğim, daha düzenli bir hayatım olacak ;) görürsünüz bak!

Hiç yorum yok: